Birdy

Mustafa Dermanlı – Dün akşam Devlet Tiyatroları Tekel Sahnesi’nde Birdy adlı oyunu 21 arkadaşımızla birlikte izledik.

William Wharton’un savaş karşıtı eseri 80′li yıllarda sinemaya da uyarlanmış (ben izlemedim). Oyunun ilk cümlesi ilk sahne boyunca düşündürdü. Gerçi tempo bi ara öyle yavaşladı ki uykum geldi diyebilirim. Cümle şuydu: “Düşünebildiğimiz için bu kafesi inşa ettik, şimdi de bu kafesin içinden nasıl çıkarız onu düşünmemiz lazım”

Oyunun geçtiği zaman 2. Dünya Savaşı sonrası. Anlattığı ise birkaç karakter üzerinden savaşın insanlara verdiği zarar, insanlarda meydana gelen değişiklikler üzerine. Vicdani ret, savaş karşıtlığı sıkça duyduğumuz kelime öbekleri oyun boyunca. Sahne altlı ve üstlü ikiye bölünmüş. Ana karakterlerden Birdy ve Alphonso’nun (Al) çocukluk yıllarını sahnenin üst kısmında iki genç canlandırırken, alt kısımda ise yine Birdy ve Al’ın savaş sonrası halleri, bir doktor ve vicdani retçi görevliyi görüyoruz oyun boyunca. Aslında ikiye bölünen sadece sahne değil. Savaş öncesi ve sonrası insanların hayatları. Burada bir sistem eleştirisi ağır. Zamanın hiç önemi yok. Bu oyun ve metin asla bayatlamaz. İnsanoğlu savaşlardan beslendiği, kan istediği sürece hikâye her zaman diri kalacaktır. Konusundan detaylıca çok da fazla bahsetmek istemiyorum. İzleyecekler için yanlış bir cümle tüm oyunu mahvedebilir zira. Birdy’nin kuşlarıyla diyaloğunu burada metinden okuyarak anlayamazsınız. İzlemeniz lazım…

Kendi adıma oyun kriterlerimin diğerlerine gelince… Müzik neredeyse hiç yok oyunda. Eksikliğini hissediyor insan bazı yerlerde. Sahne oluşumu oldukça güzel, kostümler sade, kurgu oldukça güzel, hikâye de öyle. Bazı noktalarda durağanlaşan oyun genelde orta seyirde ilerliyor. Ne çok hızlı geçişler var, ne de çok yavaş.

Bu oyunu izleyip, kendi tahlilinizi yapmanız lazım. Sırf konusu bile orada olmanızı gerektiriyor.