At

Dün akşam 11 arkadaşımızla birlikte sezonu açtık. Devlet Tiyatroları’nın Tekel Sahnesi’nde sahnelenen oyunda salon tamamen doluydu. Sanırım 170-175 kişilik bir salon. Sezonun ilk oyunu olması sebebiyle tatlı bir heyecan da vardı elbette. Bu aya ait izleyeceğimiz oyunların tanıtımlarının da yer aldığı çıktıları arkadaşlara dağıttık, sonra da oyuna geçtik.

Yaklaşık 3 saat süren, 2 perdelik bir oyun ‘At’. Oyunu Gyula Hay yazmış, Hakan Boyav yönetiyor. Başarılı performansın sahibi ise İmparator Caligula’yı oynayan Tolga Evren’e ait.

İmparatorun kostümü gerçekten çok yerindeydi. Ama diğer kostümlerin durağanlığı zamanla sıradanlaştırdı. Gereksiz uzayan sahneler, diyaloglar, bir türlü karara bağlanamayan durumlar birçok kişi gibi beni de zorladı. Zaten ilk arada bayağı bir kişi salonu terketti.

Oyun Roma’da geçiyor. Oyunun konusu ise şöyle… İmparator Caligula, acımasız, kumara düşkün ve narsist bir diktatördür. Kılık değiştirerek oynadığı zar oyununu Selenyus’a karşı kazanmaya başlar. Fakat Selenyus son kozunu ortaya sürer. Bu bir attır. Öncesinde Caligula oynamak istemez ama atın sesi bile onu kendisinden alır ve ata karşılık ortaya birçok parasal değer ve fethettiği birçok ülkenin en değerli varlıklarını koyar. Bu arada kimliği deşifre olmuştur. Zarlar atılır ve bu kez Selenyus kazanır. Sonrasında olaylar gelişir ve o at Roma’da inanılmaz yerlere gelir. Caligula atı kazanamasa da, Roma’da yaşayan Selenyus ve atı İnkitatus’a görevler verir. En önemli ve inanılmaz görev ise İnkitatus’u konsüllüğe atamaktır. Mevcut konsül Egnatyus’u görevden alır ve yerine bir hayvanı, yani İnkitatus’u getirir. İşte ne olduysa bundan sonra olur. Roma’da herkes at gibi kişnemeye, at gibi yürümeye, at yemi yemeye başlar. Hatta at bir kadınla evlendirilir. İnkitatus’un populerliğini kıskanan felsefik – tanrısal imparator Caligula, İnkitatus’un başını kestirtir ve atın evli olduğu kadının evine gider. Tabii ki bir at kılığında!

Belki de oyunun en keyifli ve neşeli sahnesi işte bu son sahneydi. Tebessüm ettiğimi hatırlıyorum. Burada Tolga Evren’in özgün oyunu gerçekten başarılıydı.

Kostüm konusundaki sıradanlık yerine çeşitliliğe gidilse, uzayan-iç gıcıklayan boru sesleri ve tamtamlar yerine daha uygun dış sesler eklense, diyaloglarda revizyon yapılsa, oyun yine 2 perde ama toplamda 90 dakikaya inebilse bence çok daha mutlu ayrılırdı insanlar tiyatrodan. Zira konu özgün ve komikti. Sıkıntı işleyişteydi maalesef. Bu arada konu demişken Türkiye’de böyle bir konuyu yazsa yazsa Aziz Nesin yazardı sanırım.

Tiyatro emekçilerine ve yazarına saygım sonsuz ama bu oyunu tavsiye edemeyeceğim. Devlet Tiyatroları’nın sanki daha iyi bir planlama yaparak sezon programını ona göre belirlemesi gerekiyor. Bu yıl İstanbul’da sahnelenecek zaten 10 oyun varken hepsinin iddialı olması gerekiyor. Kısacası, ‘Profesyonel’ gibi oyunlar üretilmesi bekleniyor DT’den…