Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye

Dün akşam Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’nde Sait Faik’in ‘Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye’ adlı oyunu izledik. 36 arkadaşımızın katılımıyla öncesinde, oyun esnasında ve sonrasında keyifli vakitler geçirdik. Şehir Tiyatroları’nda bugüne dek izlediğim oyunlar arasında en keyiflilerinden biri olan Meraklısı İçin Öyle Bir Hikâye’yi sahneye uyarlanan Savaş Dinçel’di. Yıllarca bu oyunu oynadı. Fakat kendisini birkaç yıl önce hayatını kaybedince bu görev Naşit Özcan’a geçti. Özcan da hakkını vererek, ustasının izinden giderek adeta bazı yerlerde Savaş Dinçel’e de bürünerek rolün güzelliğini yaşattı.
Oyun iki perde ve yaklaşık 1,5 saat kadar sürüyor. Salt metnin haricinde Naşit Özcan’ın yer yer seyircilerle interaktif sohbetini, oyuna onları katışını da bulmak mümkün. Sait Faik’in Ada’da başlayan “hikâye malzemesi arama” çabaları ta Beyoğlu’na, oradan Yüksek Kaldırım, Zeyrek, Atikali, Galatasaray’a uzanıyor. Her sokakta, her semtte farklı bir ezgi, farklı bir hikâye ile birçok insan motifine bürünen Özcan’ın bence en vurucu sahnesi ise yağmur altında genç bir kıza söylediği güzel sözler. Sahneye gerçekten yağmur yağdırılıyor ve Naşit Özcan onun etrafında dönerek ıslanıyor. Ve sonunda defalarca haykırıyor: “Dünyayı güzellik kurtaracak!”
Naşit Özcan’a sahnede Ömer Göktay ve efektleri eşlik ediyor. Sahile vuran dalgaların sesini bir tefin içinde gezen mercimeklerden elde edip, çalıların çıtırtısını ise naylon poşetlerden sağlayan bir adam Ömer Göktay. Bir de klarneti, akerdeonu ile beni benden aldı diyebilirim.

Savaş Dinçel (ve dün akşam Naşit Özcan) Sait Faik’in “Hişt Hişt” öyküsündeki anlatıyı ne de güzel sahneye taşımış. Gerçi Sait Faik yalnızlığa dem mi vuruyordu o kitapta pek bilemedim ama bir “hişt” sesi duymak çok önemli bu dünyada. Ama bir kuştan, ama bir insandan… Ne diyor Sait Faik: “Nereden gelirse gelsin dağlardan, kuşlardan, denizden, insandan, ottan, böcekten, çiçekten. Gelsin de nereden gelirse gelsin! Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları.”

Sokak sarhoşları, mezar taşlarındaki şiirler ve yaşamlar, Konyalı ile evlenen hanım, gece bekçileri, Atikali dolmuşu, dostunu öldüren helvacı, Zeyrek’te bir ‘patlak göz’ köpek… Koskocaman Sait Faik’ten minik bir demet vardı sahnede. Gerisi izleyicinin okuma kısmına kalmıştı. Şahsen Sait Faik’in ilk ve tek okuduğum kitabı (kendi ayıbımla yaşıyorum!) “Alemdağ’da Var Bir Yılan”ı yeniden okumaya, devamında da diğer kitaplarını hatmetmeye karar verdim dün gece.

Zaman zaman gözleri dolan, zaman zamansa kahkahalar atar usta oyuncu oyunun sonunda Savaş Dinçel’e minnetlerini yollayarak, ondan kalan bir geleneği yaşattı. Oyun sonunda Sait Faik’in minik bir büstünü oyuna gelenlerden birine hediye etmek istediğini söyledi ve koltuk numaralarına göre çekiliş yapıldı. Büst arkadaşımız Neslihan’a çıktı :) Kültür Kurdu ile oyuna geldiğini anlatan Neslihan oldukça heyecanlandı. Eeee sahne tozu böyle bir şey herhalde :) Naşit Özcan “bu büstü ne yapacaksınız” diye sorunca Neslihan da büyük bir jestle “arkadaşımızın bir mekânı var, adı Kibrit Kutusu, orada durması en güzeli olacak” dedi. Bu jest için de kendisine bolca teşekkür ederim.

Oyun öncesinde Kibrit Kutusu Cafe’de toplaşıp oyuna gittik. Oyun arasında ayak üstü sohbet ettik. Oyun sonunda Haldun Taner’in önünde sıraya dizilip vedalaşmamız ise gerçekten görülmeye değerdi :) Sonrasındaysa hep beraber Gemide’ye gidip birer bira içip oyundan ve hayattan laflayıp geceyi sonlandırdık…

Oyuna gelen tüm Kültür Kurdu üyelerine teşekkürler.