Gönlümdeki Osman Hamdi Bey

Mustafa Dermanlı – “Hayat kısa, sanat uzun” diyerek son sahnede göründü Osman Hamdi Bey. İki saatlik oyun boyunca da sanatından, yaşamından, aşklarından bir kesitle önümüzdeydi. Evet, İBB Şehir Tiyatroları’nın sahnelediği, Engin Gürmen’in yönetmenliğindeki ‘Gönlümdeki Osman Hamdi Bey’ oyunu, ressamın yaşamını bizlere anlatmakta hiç de zorluk çekmedi. Kültür Kurdu olarak 15 arkadaşımızla bu hikâyeye ortak olmak için tiyatronun yolunu tuttuk.

Ne yalan söyleyeyim, oyundan önce Şehir Tiyatroları’nın internet sitesinden izlediğim fragman biraz sıkıcı bir oyun izlenimi verse de Osman Hamdi’nin yaşamının bu kadar iyi anlatılacağı bir oyun izleyeceğimi ummuyordum.

Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamını yitiren Osman Hamdi, aslında sadece ressam değil. Aynı zamanda bir arkeolog, müzecidir. Öğretimine de Fransa’da hukuk okuyarak başlamış daha sonra ayrılıp sanatı seçmiştir. Fransa’da yıllarca eğitim alan Osman Hamdi iki defa evlenmiştir. Bu iki kadın da Fransız’dır ve ikisinden de çocukları olur. Babası Osmanlı sadrazamı İbrahim Ethem Paşa’dır. Gelenekçi bir aile yapısıyla büyüdüğü için Osman Hamdi de geleneklerine ve ailesine bağlıdır. Ressamlığın yanında arkeolojik çalışmalar yapan ve çok önemli eserlerin bulunmasını sağlayan Osman Hamdi Bey devlet tarafından da birçok göreve de atanmıştır.

Bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni yaptıran ve kuran kişi de kendisidir. Bu binayı bir müze haline getirip yıllarca müdürlüğünü yapmıştır. Ürettikleri, kazandırdıkları, kişisel kültürel mirası, ilerici bakış açısı, öncü olması, Avrupa’dan edindiği sanat ekolünü imparatorluğa taşıması Osman Hamdi’nin isminin bugün de anılmasına yeter de artar bile. Fakat birçoğumuz onu sadece ‘Kamplumbağa Terbiyecisi’ adlı tablosuyla hatırlıyor ve anıyoruz.

İşte oyun Osman Hamdi Bey’in yukarda bahsettiğimiz yaşantısını, kendi içerisinde oluşturulmuş bölümlerle bizlere sunuyor. Oyun, O’nu sadece bir ressam olarak değil kızının ölümüne üzülüp arkeolojik kazılara kendini veren bir baba olarak, aşklarıyla, sevinçleriyle, arkadaşlarıyla ve eserleriyle karşımıza çıkarıyor. Oyunun kurgusu, ritmi genelde ağır ilerlese de, gelişmeler oyunda kalmanızı sağlıyor.

Ne yazık ki Osman Hamdi Bey’i oynayan Tolga Yeter o kadar çok replik hatası yaptı ki, kendisini şahsım adına beni oyundan kopartmaya çalışan birisiymiş gibi hissettim. Sanki biraz daha özen olsa iyi olurmuş. Diğer oyuncuların performansı oldukça iyiydi. Özellikle baba rolünde karşımıza çıkan ve aynı zamanda oyunun yönetmenliğini yapan Engin Gürmen çok özel bir yere sahip.

Biz oyunu Osman Hamdi Bey’in kuzeni Esma’nın günlüklerindeki bilgilerden izledik. Bir okuyucu bu günlükten pasajlar okuyarak oyunu yönlendirdi. Oyunun müzikleri hiç göze batmadı, kostümler yerli yerindeydi.

Müzik konusunda bir iki şey yazmam iyi olacak. Genelde tiyatroyu birbirine bağlayan birçok etmenin olduğunu düşünüyorum. Bunlardan bence en önemlilerinden biri de ‘müzik’. İyi bir müzik kötü bir oyunu ayağa kaldıramaz. Ama kötü bir müzik iyi bir oyunu mahvedebilir. Bu yüzdendir benim müziğe önemim. Bu oyunda risk alabilecek bir müzik yoktu. Arka planda kalmayı tercih eden, oyuna hükmeden bir müzik değil, oyuna eşlik eden tınılar vardı.

Kısacası ‘Gönlümdeki Osman Hamdi Bey’i izleyin. Tarihe meraklılar özellikle… Oyun çıkışında tarih kitabı satan bir kitapçı arayacaksınız.