Doğum Günü Partisi

Harold Pinter’in yazdığı, Yıldıray Şahinler’in hem oynadığı hem de yönettiği, oldukça tanınan oyuncuların yer aldığı ‘Doğum Günü Partisi’ farklı bir tiyatro anlayışını empoze etmek gayesiyle karşımıza çıksa da, durağanlığın komedi ve gerilime yenildiği bir oyunun ötesine geçemiyor.

14 Kültür Kurdu, Şehir Tiyatroları Haldun Taner Sahnesi’ndeki yerini adlı ve oyunu birlikte izledi.

Cem Davran, Julide Kural, Özge Borak gibi televizyon ekranında görmeye daha çok alıştığımız isimlerin bu oyunda olması, Yıldıray Şahinler ve Mert Tanık gibi çok yetenekli oyuncuların kadroda yer alması, sahnede çok az kalsa da Bahtiyar Engin’in duruşuyla bugüne kadar birçok oyuna renk vermesi nedeniyle oyun öncesinde en azından bir hareketlilik ve dinamizm getirir düşüncesindeydim. Aslında Cem Davran’ın televizyon ekranlarında alıştığımız ve şahsen benim pek de ısınamadığım görüntüsünü bu oyunun içine de belli yerlerde nüfus ettirmeye çalışması beni rahatsız etti. Bu bir itiraftır.

Pinter bir İngiliz yazar. Oyunundaki komedi ve gerilim hayli doğaldır ki bir İngiliz kafasıyla yazılmış. Dünyadaki her komedinin her yerde aynı tepkileri vermesi ise imkansız. Örneğin bizi yerlere döken Devekuşu Kabare’deki espiriler, Kemal Sunal filmlerinde kırıldığımız dialoglar farklı kültürlerde aynı tepkilere ulaşamayabilir. Karşımıza çıkan şekli beklediğimizin çok altında olabilir yani. Bu oyun da bize lanse edilirken nedense bu yolla edildi: “Muhteşem gerilim ve komedi”! Gerçekten Türkiye’de bu esprilere gülecek ve oyunun bu yanını yeterli bulacak tiyatro sever sanırım azdır. Oysaki kendi adıma beklentim bu şekilde olmasaydı, hayal kırıklığım da bu denli olmazdı diye düşünüyorum.

Oyun aslında izleyenleri, kişiler arasındaki iletişim sorununa, yalnızlığa, septik düşünceye iten bir yapıda. Bunu yer yer başarsa da, bazı sahnelerin gereksiz uzaması, durağanlığı ve tekrarı izleyiciyi oyundan düşürüyor. Konunun kötü olduğunu düşünmüyorum. Ama uyarlamayla ilgili bariz sıkıntılar göze çarpıyor.

Sahne tasarımını çok beğendiğimi özellikle belirtmeliyim. Yine imza Barış Dinçel. Şu anda kendisinden daha iyi bir sahne tasarımcısı sanırım yok. Kostümlere, özellikle ana karakter Meg’in (Julide Kural) kostümlerine, hele de ilk sahnedeki turunculu elbisesine bayıldım diyebilirim. Çeşitlilik açısından da, seçimler açısından da çok başarılı bir iş ortaya çıkmış. Son sahnedeki takım elbiseler, benim gibi takım elbise sevmeyen birisini bile mest etmeye yetecek kadar güzeldi. Müziği hiç beğenmediğimi, yaş günü müziğinin remixinden birşeyler ortaya çıkartılmaya çalışılmış olduğunu söyleyebilirim. Tiyatronun kolektif olarak bir bütün olduğunu, ama bazen öne çıkan bir veya iki oyuncunun oyunu alıp sürükleyebileceğini defalarca gördüm. Ama bu oyunda bireysel olarak oyunculukları başarılı bulsam da toplamda bir bütün elde edemedim.

Sonuçta, Nobel ödüllü Pinter’ı eleştirecek cürrete sahip değilsem de, bizim karakterimize uyan bir gerilim ve komedi oyunu olduğunu düşünmüyorum. Ya benim beynen çok ötemde bir kafa yapısı ile sahnelenmiş bir oyun izledik ya da yönetmen oldukça başarısız. Bu seçimi izleyenlere bırakmak istiyorum.